TÜRK HUKUKU AÇISINDAN TEHLİKE SORUMLULUĞU

 

 

 

ÖZET

 

Çalışmamızda, ilk olarak genel sorumluluk hali ele alınarak kusur ve kusursuz sorumluluk halleri irdelenmiştir. Ardından kusursuz sorumluluk hallerinden olan tehlike sorumluluğu detaylı olarak incelenmiştir. Bu incelemede öncelikli olarak diğer hukuk düzenlerinde tehlike sorumluluğun nasıl düzenlendiği hususu hakkında kısa bir bilgi verilerek Türk hukukunda tehlike sorumluluğunun gelişimi, düzenlenişi hakkında açıklamalar yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinin düzenlemesi ile tehlike sorumluluğunun niteliği, uygulama alanı ve şartları irdelenmiştir.

 

Anahtar Kelimeler : Tehlike sorumluluğu, tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk hali, kusursuz sorumluluk, fedakarlığın denkleştirilmesi, önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyeti, Türk Borçlar Kanunu.

 

GİRİŞ

 

Hukuk, insan hayatına girdiğinden beri “kusur yoksa sorumluluk da yoktur” ilkesi ile devam etmiştir. Ancak  zaman içinde hukukun gelişmesi ile birlikte bu görüşten uzaklaşılarak kusursuz sorumluluk halleri de kabul edilmeye başlanmıştır. Hem 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) hem 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) kaleme alınmasında da bu çizgi dahilinde hareket edilmiştir. Bu çerçevede genel kural olan haksız fiil sorumluluğu, eylemin failin kusuru ve eylemin hukuka aykırı olmasına dayandırılmış; bunun dışında hem Borçlar Kanunu hükümleri hem de diğer ilgili kanunlarda kusur aranmaksızın sorumluluğun olabileceği durumlar da düzenlenmiştir. Kusursuz sorumluluk halleri; “sebep sorumluluğu” ve “objektif sorumluluk” olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Esas itibariyle günümüzde bireylerin yardımlaşması ve dayanışması ile yürütülecek olan toplum hayatının zorunlu koşullarının belli bir sonucu olmaktadır. Sosyal ve ekonomik nedenlerden ötürü tehlikeli kuruluş, araç, işletme ve diğer nesnelerin kullanılmaları ve işletilmeleri sonucu, içeriği ve kuruluşu nedeniyle yol açtıkları ya da açacakları zararlardan; kullanan, işleten ya da yararlananların herhangi bir kusurları bulunmasa ve ortaya çıkmış olan tehlikenin önlenmesi için her türlü dikkat ve özeni göstermiş olsalar dahi sorumlu tutulma halleri mevcuttur.[1]

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun birinci kısmında yer alan genel hükümlerin birinci bölümünün ikinci ayrımında haksız fiillerden doğan borç ilişkileri düzenlenmiştir. Bu bölümde haksız fiillerden doğan borç ilişkileri dört kenar başlığı altında incelenmiş olup ikinci kenar başlığında ise kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir. Böylece her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda da düzenlenen kusursuz sorumluluk hali bir kenar başlığına sahip olmuş ve kanunun sistematiğine tam olarak yerini almıştır.

Kusursuz sorumluluk hali ise; hakkaniyet sorumluluğu, özen sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır. Çalışmamızın esasını oluşturacak tehlike sorumluluğu ise TBK’nın “Tehlike Sorumluluğu ve Denkleştirme” kenar başlığı altında 71’inci maddesinde düzenlenmiştir. İlgili hükümde “Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.

Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır.

Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.

Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.” şeklinde dört fıkra olmak üzere düzenlenmiştir.

Düzenlenen hükmün tam anlamıyla değerlendirilip irdelenmesi için öncelikle olarak Türk hukukunda sorumluluğun genel esasları ele alınıp kusursuz sorumluluk haline değinilecektir. Müteakiben tehlike sorumluluğu derinlemesine incelenip maddenin dört fıkrası göz önünde bulundurularak değerlendirilmeye çalışılacaktır.

 

I.GENEL OLARAK SORUMLULUK

 

Meydana gelen zarardan dolayı kimin sorumlu tutulacağını gösteren, bundan dolayı da zarar gören mağdurun, zarar veren şahsa karşı zararın giderilmesi için talep hakkını düzenleyen kurallar bütününe sorumluluk denir.[2] Borçlar hukukunda hukuki sorumluluk; “kusur sorumluluğu”, “kusursuz sorumluluk” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi bizim hukukumuzda da sorumlu tutulabilme bakımından genel kural, zarar veren kişinin ya da kişilerin kusurlu olmasıdır. Zaten TBK’nın 49’uncu maddesi gereğince haksız fiilin oluşması için “kusur” unsuru esaslı bir şart olarak sayılmış ve asıl sorumluluğun kusur sorumluluğu olduğu dile getirilmiştir.[3]

Kusurlu sorumluluk halinin olması için sorumluluğa sebep olan olay, zarar ve illiyet bağı öğelerinin bir arada bulunması gerekmektedir. Bu sorumluluk türünde somut olaya göre farklı ölçüler ve gerekçeler yer almaktadır. Doğal olarak zarardan doğan sorumlulukta her zaman kusur aranmamaktadır. Zarar halinde kusur aranmayan haller doktrinde ve öğretide objektif sorumluluk olarak adlandırılmaktadır. Gelişen teknoloji sosyal ve ekonomik hayatımızda kusur prensibi bazı alanlar için anlamını yitirmiştir. Bu yüzden kanunun, istisna olduğundan dolayı, belli öngördüğü hallerde kişinin kusurlu olmasa bile fiilinden dolayı bir zarar meydana geldiği takdirde sorumlu tutulması gerektiği görüşü benimsenmiştir. Bu nedenle kanun koyucu bazı kişileri bir takım eylemleri ya da sahip oldukları şeyler dolayısıyla sorumlu tutmak istemiştir. Çoğu hukuk düzeninde olduğu gibi kusur sorumluluğuna istisna getirilmiş ve bazı durumlarda zarar gören kişi ya da kişilerin uğramış olduğu zararı düzenlenen özel durumlar dahilinde diğer tarafa sorumluluğu yükleme imkanı getirilmiştir.[4]

 

II.KUSURSUZ SORUMLULUK

 

Bireyci-liberal hukuk ve ekonomik düzenleri tarafından ortaya atılan kusura dayanan sorumluluk çerçevesi günden güne daralmaya devam etmektedir. Çağımızda sanayi ve ticari uğraşıların; gemi, uçak, demiryolu ve motorlu taşıt araçları ile gidiş gelişin; makinelerin önem kazanması; ekonomik nedenler ve olaylar kazaların oluşmasına sebebiyet vermektedir. Kazaların olması nedeniyle zarar gören tarafın mağduriyetini gidermek ve zarar gören kişiyi korumak amacıyla kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir. Bunun ana sebebi ise gerçekleşen bu olaylar nedeniyle kusura dayanan sorumluluk ile zararın tam olarak karşılanamadığı ve kusurun ispatının çok güç olması gösterilmiştir.[5]

Tehlikeli uğraşılardan doğan zararları sonuçların genellikle insan iradesi ve eylemi dışında meydana geldiği, bu zararların eşyanın görüntüsü ve makinenin kuvvetine bağlı olduğu ve böyle şeylerin kullanılmasından doğan tehlikelerin bunu kullanan ya da bundan yararlanan kimse tarafından yüklenilmesi gerekmektedir.[6]

Toplumsal düşünceye dayanan tehlike sorumluluğu; çevrede belirli tehlikeler yaratan davranış ve uğraşıların sonuçlarını önleme ve bunlardan kaçınma olanağı bulunmasa bile, bu uğraşılardan yararlananlar ya da uğraşıları kendi egemenlik alanlarında yürüten sorumlu olmalıdırlar. Söz konusu zararın tehlikeden sorumlu olanın veya bir başkasının uğraşısından ya da teknik bir olayın mekanik etkisinden veyahut doğal bir olaydan ileri gelmesinin hiçbir önemi yoktur. Tehlike sorumluluğunda önemli olan, zararın, sorumluluğa sebebiyet veren tehlikenin sonuçlarını kanun hükmü gereğince yüklenme zorunda olan kişi ya da kişilerin bu zararı giderim borcu altında bulunmasıdır.[7]

 

A.Tehlike Sorumluluğunun Düzenlenişi

Tehlike sorumluluğu; İsviçre, Almanya ve Avusturya’da özel kanunlar ile düzenlenmektedir. Hollanda, Belçika, Fransa ve İtalya hukuklarında ise kusura dayanan sorumlulukta olduğu gibi genel kural olarak düzenlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere’deyse hakime takdir yetkisi bırakılarak somut olayın özelliğine göre kusursuz sorumluluğa dayanabilmektedir.[8]

 

1.Fransız Hukukunda

Fransız Medeni Kanunu’nda düzenlenen tehlike sorumluluğu 1384’üncü maddede yerini almıştır. Genel olarak düzenlenen tehlike sorumluluğu birçok kusursuz sorumluluk hali için uygulanmaktadır. Fransız hukukunda; aşırı derecede ihmal halinde kusur ağırlaştırılmış kusur olarak adlandırılmaktadır. Aşırı derecede ihmal halinde ortaya çıkan ağırlaştırılmış kusur halinde vuku bulan zarar, zarar görenin menfaatlerini önemli bir zarara uğratmalıdır. Ulusal mahkeme kararlarında sıklıkla karşımıza çıkan ağırlaştırılmış kusur halinde zarar görenin zarara sebebiyet vermesinde basit etkilerinin herhangi bir değeri yoktur. Fransa hukukunda çevre için özel faaliyetlerden doğan sorumluluk, motorlu taşıt işletenin sorumluluğu, nükleer enerji alanındaki sorumluluk tehlike sorumluluğu olarak kabul edilmiştir. Fransız Karayolları trafik Kanunu’nda; trafik kazası halinde zarar gören kişi uğradığı zararın tazmini isteyebilmektedir. Ancak somut olayın özelliğine göre zararın tazmin oranı değişebilmektedir.[9] Nükleer alanlardaki faaliyetler ile ilgili ise devletin ve ilgili işletmenin radyoaktif maddelere karşı gerekli tedbirleri alması, halkın sağlığını korumak için gerekli kontrolleri yapması, nükleer santrallerde kaza meydana gelmesi halinde kazaların sonuçlarını engellemek için tedbir alınması gerektiği dile getirilmiştir.[10] Çevre konusundaysa tehlikenin ağırlığının değerlendirilmesinde insan sağlığını kötü etkileyen ya da tehdit eden tehlikelerin meydana gelmesi durumunda doğanın özellikleri esas alınmaktadır.[11]

 

2.İsviçre Hukukunda

İsviçre hukukunda; uçak işletenin sorumluluğu, çevre için özel faaliyetlerden doğan sorumluluk, nükleer madde nakleden ve nükleer fabrika işletenin sorumluluğu[12], motorlu taşıt işletenin sorumluluğu[13], üreticinin üretiminden(ürününden) sorumluluğu olarak düzenlenmiştir.[14]

 

3.Avusturya Hukukunda

Avusturya hukukunda da özel kanun hükümleriyle düzenlenen tehlike sorumluluğu yeni tasarı ile iki şekilde ele alınmıştır: Yüksek tehlike ve yükselen tehlike. Yükselen tehlike tehlike ve kusur arasında düzenlenmiştir. Somut olayın özelliğine göre ayrıca değerlendirilen ve tehlike boyutuna ulaşmayan faaliyetler söz konusudur. Yükselen tehlike halinde sorumluluk isnat edilen kişi kendisine düşen gerekli özen ve dikkati yerine getirdiğini ispatladığı takdirde sorumluluktan kurtulabilecektir. Hayvan sahibinin sorumluluğu, bina, hızlı bisiklet sürmek ya da kayak yapmak bu haller içinde değerlendirilmektedir. Yüksek tehlike hali ise dikkat ve özen yükümlülüğü tamamen yerine getirilmiş olsa dahi sık ve ağır zararların meydana gelme durumunun olası olma halinde karşımıza çıkmaktadır. Petrol, elektrik, nükleer santral, gaz, baraj, tren, uçak, teleferik, araba, dinamit patlama gibi faaliyetlerden dolayı ortaya çıkan işlemler yüksek tehlike olarak adlandırılmıştır. Bu hallerde ise tehlike sorumluluğu olacağı dile getirilmiştir. Yüksek tehlike durumunda sorumlu olan kişi işletendir. Ancak zararı ortaya çıkaranın zarar gören olması, zarar görenin rızası ya da mücbir sebep halinde işletenin sorumluluğu ortadan kalkacaktır.[15]

 

4.Türk Hukukunda

Tehlike sorumluluğunun Türk hukukunda karşımıza en sık çıkan ve yaygın olan iki hali mevcuttur.

Bunlardan ilki 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun[16](ÇK) 28’inci maddesinde “Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.

Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.

Çevreye verilen zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren beş yıl sonra zamanaşımına uğrar.” şeklinde düzenlenen hükmü ile kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir.

Diğer önemli olan ikinci hal ise; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun[17](KTK) 85’inci maddesinde düzenlenen “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmü ile motorlu taşıt işletenin kusursuz sorumluluğudur. ÇK ve KTK’daki kusursuz sorumluluk halleri dışında; askeri atışlar ve manevralar nedeniyle doğan zararlardan devletin sorumluluğunu düzenleyen Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu[18], petrol arama ya da işleme faaliyetlerden doğan zararlarında petrol hakkı sahibinin sorumluluğunun düzenlendiği Türk Petrol Kanunu[19](TPK) da tehlike ilkesine dayanan kusursuz sorumluluk hali olarak düzenlenmiştir.[20] Ayrıca Türk hukukunda hava araçlarının 3. kişilere verdiği zararlardan dolayı zararın tazminin özel olarak düzenlendiği 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu(TSHK) mevcuttur. İlgili kanunun 134’üncü maddesinde sözleşme dışı sorumluluk “ Sivil hava aracının üçüncü kişilere verdiği zarardan, sivil hava aracının işleteni sorumludur.” şeklinde kusursuz sorumluluk hali olarak düzenlenmiştir.[21]

818 sayılı BK’da özen ve hakkaniyet ilkesine dayanan kusursuz sorumluluk halleri düzenlenmiştir. Ancak tehlike sorumluluğu hali düzenlenmemiştir. Sadece Çevre Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu, Türk Petrol Kanunu, Türk Sivil Havacılık Kanunu  gibi özel kanunlarda özel olarak düzenlenen tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluk, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinde genel olarak tehlike esasına dayana kusursuz sorumluluk hali olarak düzenlenmiştir.[22]

 

III.TÜRK BORÇLAR KANUNU’NUN TEHLİKE SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN DÜZENLEMESİ

 

A.Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci Maddesinin Niteliği ve Uygulama Alanı

Kanun koyucu isteyerek ve bilerek aynı hukuki müesseseyi birden fazla kanun düzenleyebilmektedir. Bu kanunlardan birinin genel diğerinin özel nitelikte olması halinde hangi kanunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu durumda eski tarihli genel kanun ile yeni tarihli özel kanun karşımıza çıktığında özel kanunun uygulanacağı açıktır. Ancak genel kanunundaki hükümlerin özel kanunda bulunan eksikliklere karşı tamamlayıcı olan rolü unutulmamalıdır. Diğer taraftan özel kanunun daha eski tarihli olup genel kanunun ise daha yeni tarihli olduğu durumda ise araştırılması gereken husus; kanun koyucunun daha sonra yürürlüğe kazandırmış olduğu genel kanunu kabul ederken daha eski tarihli özel kanunun hükümlerini bertaraf etmeye çalışıp çalışmadığıdır.[23]

Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesi tehlike sorumluluğunu genel bir hüküm olarak düzenlemiştir. Bundan dolayı öncelikle diğer özel kanun hükümleri ile karşısında uygulama alanını belirlenmesi gerekmektedir. Bu yüzden karşımıza iki şekilde çıkabilecek durum mevcuttur. Bunlardan birincisi; genel hüküm niteliğindeki TBK 71’inci maddesinden sonra tehlike sorumluluğuna ilişkin özel bir kanunla düzenleme yapıldığı takdirde özel nitelikli daha yeni kanunun uygulanacaktır. Fakat genel nitelikli olan TBK’nın 71’inci maddesinin  de özel kanunu tamamlamak ve daha detaylı bir koruma sağlamak amacıyla özel kanunun yanı sıra uygulanacağı söylenebilir. İkinci olarak ise; 6098 sayılı kanundan önce yürürlükte olan özel nitelikte olan kanunlardır. Bu durum TBK’nın 71’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre “Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenen hüküm ile belirli tehlike halleri için özel kanun ile yapılan düzenlemelerin saklı olduğu dile getirilmiştir. Bu yüzden TBK’nın 71’inci maddesinden önce yürürlükte olan tehlike sorumluluğuna ilişkin özel nitelikte olan kanun hükümleri yönünden bu özel nitelikteki hükümlerin uygulanacağı söylenebilecektir.[24]

 

B.TBK’nın 71’inci Maddesindeki Tehlike Sorumluluğunun Şartları

 

1.Genel Olarak

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinde, diğer ülke hukuk düzenlerinden çok sonra da olsa,  tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluğu genel nitelikli olarak düzenlemiştir. 71’inci maddenin 1’inci fıkrasında “Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.” demek suretiyle tehlike esasına dayalı genel kusursuz sorumluluk halini düzenlemiştir. Kanunun 3’üncü fıkrasında ise “Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.” hükmüyle ilgili maddenin tehlike sorumluluğunu genel olarak düzenlediğini, tehlike sorumluluğunun özel kanunlarda düzenlenmiş olması halinde ise özel kanun hükümlerinin uygulanacağını dile getirmiştir. Kanun koyucu, özel kanunlarda düzenlenmiş olan özel sorumluluk hallerinin bir çok yönden yetersiz olduğunu belirtmiştir. Tehlike arz eden bir faaliyetin olması ve bu faaliyet dolayısıyla bir zarar gerçekleşmesi halinde; özel kanun hükümlerinde düzenlenen özel nitelikteki tehlike sorumluğunun oluşması için gerekli olan şartların gerçekleşmesi halinde meydana gelmiş olan gerçek zararın giderilemediği fark edilmiş ve bundan dolayı tehlike sorumluluğuna dair genel nitelikte bir hüküm getirilmiştir.[25]

Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Türk Borçlar Kanunu Tasarısı raporunda tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluk haliyle alakalı şu tespitlerde bulunmuştur: Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun öngörüldüğü bir çok özel kanun bulunduğu halde, hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu madde tehlike sorumluluğunun genel ilkesinin belirtilmesi uygun görülmüştür.

Maddenin birinci fıkrasında belirtilen ilkeye göre: “Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.” Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten kişiler, bu faaliyetlerin gerektirdiği izin veya ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.

Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, bir işletmenin, hangi durum ve koşullarda, “ önemli ölçüde tehlike arz ettiği”nin kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre: “Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzaman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir.” Bu hüküm uyarınca, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin beklenmedik hal sonucunda, sık olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanabilir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, özellikle herhangi bir kanunda, benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğunun öngörülmüş olması durumunda, bu işletmenin de önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme sayılacağı belirtilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, tehlike sorumluluğu öngören özel kanun hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise, hukuk düzenince, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetine izin verilmiş olsa bile, zarar görenlerin, bu işletmenin faaliyetinden doğan zararlarının, uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilecekleri kabul edilmiştir.”[26]

Maden aramaları, nükleer santraller, doğalgaz üretim ve dağıtımı, petrol arama ve üretimi ile faaliyetlerde bulunan işletmelerin faaliyetleri sonucunda bir çok telafisi genellikle mümkün olmayan zararlar meydana gelmektedir. Bu faaliyetlerde ‘önemli derecede tehlike arz eden faaliyetler’ olarak adlandırılmaktadır. Bu türde faaliyette bulunan işletmeler için genel kural olan  kusur halinde sorumluluk hükümleri uygulandığı takdirde adil bir korumadan bahsedilemeyecektir. Bu yüzden önemli ölçüde tehlike arz eden işletmelerin faaliyetlerinden doğan zararlardan dolayı kusursuz sorumluluk hali benimsenmesi yerinde görülmüştür. Ancak atlanılmaması gereken bir nokta vardır ki o da; kusursuz sorumluluğun istisna olduğudur. İstisnai bir durum olan kusursuz sorumluluğu sınırlarını aşarak yorumlanması ya da koşullarının belirsiz olarak düzenlenmesi, bu sorumluluğu kural haline getirebilecektir. Bu durum TBK’nın 49’uncu maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğunun ana unsuru olan kusur ilkesini bir şart olmaktan çıkarabilecek bir hal aldıracaktır.[27]

TBK’nın 71’inci maddesinin dördüncü fıkrası dikkatli şekilde değerlendirildiği takdirde düzenlenen tehlike sorumluluğunun koşulları ve sınırları tam olarak belirgin değildir. İzne tabi tehlikeli işletmeler ve izinsiz tehlikeli işletmeler olarak açık uçlu şekilde ele alınan durumdan dolayı sorumluluğun denkleştirmeye tabii tutulduğu takdirde zarar görenin bazı zararlarının karşılanamayacağı anlaşılmaktadır. Kanunun ya da yetkili herhangi bir makamın bir işletmeye izin vermiş olması, izin verilen işletmenin faaliyetinden dolayı zarar meydana geldiği takdirde zarar görenlerin bir takım zararlarının karşılanmamasına sebep olacak ve bu külfeti zarar görene yükletilmesi doğru olmamaktadır.[28]

 

2.Zararın Önemli Ölçüde Tehlike Arz Eden İşletmenin Faaliyetinden Kaynaklanması

 

a) Zararın Bir İşletmenin Faaliyetinden Kaynaklanması

Türk Borçlar Kanunu Tasarı metninde tehlike sorumluluğuna ilişkin olarak “faaliyet” olarak yerini alan “işletme faaliyeti”, yapılan eleştirilerden sonra daha doğru bir şekilde ifade edilmiştir. Faaliyetin, işletme faaliyeti olarak değiştirilmesi ile düzenleme alanın belirsizliği kanun koyucu tarafından ortadan bir miktarda olsa kaldırılmıştır. Ancak öğretide tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk halinin gerçek amacına ulaşması için, yapılan düzenlemenin önemli derecede tehlike arz eden her türlü tehlikeli “işletme, tesis, faaliyet” olarak düzenlenmesi yerinde olacağı dile getirilmiştir.[29]

 

Kanun lafzında geçen “işletme” ve “faaliyet” terimlerinin yorumlanması ile “işletme faaliyeti” şeklinde düzenlenen hukuki terimin kapsamına hangi olguların girdiğini anlaşılabilecektir. İşletme dendiği zaman her ne kadar ticari bir anlam çağrıştıracak olsa da kanun koyucu açıkça “ticari işletme” olgusundan bahsetmemiş olduğundan dolayı işletmede ticari nitelik aranmayacaktır. Bundan çerçevede, faaliyet bir hedefe yönelmiş birden fazla fiili içermektedir. İşletme ise bir amaç doğrultusunda organize olmuş bir yapı olduğu ve bu yapı da bağımsız ve devamlı olarak faaliyet gösteren, ayrıca ekonomik bir fayda sağlayan unsurlar bütünüdür.[30]

 

Ayrıca kanunun lafzından işletmenin faaliyeti terimine yer verilmesi durumunda sorumluluğun sadece faaliyetin yapıldığı esnada doğabileceği gibi bir anlam çıkmaktadır. Ancak örnek vermek gerekirse; yakıcı, patlayıcı ya da yanıcı maddelerin üretildiği veya kullanıldığı işletmelerde, bahsedilen maddelerin sadece muhafazası bile tehlikeli olmasından dolayı tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluğun doğumuna yol açabilecektir.[31]

 

b) İşletmenin Önemli Ölçüde Tehlike Arz Eder Nitelikte Olması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinin 2’nci fıkrasında tehlikenin niteliği ele alınmıştır: “Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır.” Bir işletmenin faaliyetlerinin belli zamanlarda önemli derecede tehlike arz etmesi her zaman tehlike arz eden faaliyet olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Şu an için tehlikeli olan bir faaliyetin teknolojik gelişmeler ile zamanla tehlikesiz hale gelmesi mümkün görünmektedir.[32] Ancak esasında tehlike terimi, sonuç olarak bir tehlike doğurabileceği ve bu sonuçlardan dolayı da genellikle engellemeyen kazaları meydana getirmesi olarak adlandırılmaktadır. Tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluktaki tehlike ise nadiren ortaya çıkan ya da sık sık ortaya çıksa da meydana getirdiği zararın nicelik ve nitelik yönünden fazla olma durumudur.[33]

 TBK’nın 71’inci maddesinde tehlike sorumluluğunun içine her türlü faaliyet dahil edilmemiştir. Sadece önemli ölçüde tehlike arz eden faaliyetler için tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk hâli düzenlenmiştir. Maddenin lafzından da anlaşılacağı üzere tehlike sorumluluğundan bahsedilmemiz için işletmenin faaliyetlerinin iki özelliğe sahip olması gerekmektedir: Bunlardan birincisi işletmenin faaliyeti tehlike arz etmelidir. İkinci olarak ise bahsedilen bu tehlike önemli ölçüde olmalıdır. Bahsedilen iki halin somut olayda beraber gerçekleşmesi gerekmektedir. Eğer işletme faaliyeti tehlike arz etmiyorsa tehlikenin önemli ölçüde olup olmadığı anlam taşımayacaktır.[34] Bu iki durum, gerçekleşen her somut olaya göre değerlendirilmesi gerekmektedir.[35]

Kanunun ilgili maddesinde geçen “önemli ölçüde tehlike” teriminin soyut olması kanun koyucunun da dikkatini çekmiş olmalı ki bu durumu somutlaştırmaya çalışmıştır. Burada iki ölçüden bahsedilebilmektedir:

  • Büyük özen gösterilmesine rağmen sıkça ve ağır zararlar doğurmaya elverişlilik
  • Benzer tehlikeler için özel tehlike sorumluluğunun varlığı

TBK’nın 71’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir.” demek suretiyle faaliyet gösteren işletme alanında, zararın ortaya çıkmaması için azami ölçüde özen  gösteren uzman bir kişinin bile tüm yetenek ve çabalarına rağmen zararın doğacak olması hali araştırılacaktır. Eğer bu durumda bile zarar ortaya çıkıyor ise önemli derecede zarar tehlikesi oluşmuş sayılacaktır.  İkinci olarak ise aynı maddenin devamında “Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre özel olarak bir tehlike sorumluluğu düzenlenmesi halinde, bu düzenlemeyle benzerlik taşıyan tehlikeli işletme faaliyetinin olması durumunda bu işletme faaliyetinin de “önemli ölçüde tehlike arz eden faaliyet” olduğu kabul edilecek ve TBK’nın 71’inci maddesi uygulama alanı bulabilecektir.[36]

 

c) Önemli Ölçüde Tehlike Arz Eden İşletmenin Faaliyetinden Kaynaklanan Zararların Sınırlandırılması

Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinin 1’inci fıkrasında, önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin işleteni veya malikinin, bu önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin faaliyetinden doğan zararlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmış olsa da önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetinden kaynaklanan zararın sınırı açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu tür işletme faaliyetlerinden doğan zararların sınırının net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Hükmün gerekçesinde “…tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zararlar…”dan sorumlu olunacağı belirtilmiştir. Önemli ölçüde tehlike arz eden işletme işleteninin veya malikinin, ilgili madde düzenlemesi ile zararlardan sorumlu tutulacağı miktarın, tehlikeli faaliyetin atipik olmayan risklerinden ortaya çıkan zararlar olarak anlaşılması doğru olacaktır. Aksi halde, önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetlerinin atipik risklerin ortaya çıkması halinde bu hüküm içinde değerlendirilecektir. Ancak kanun koyucu ilgili maddeyi yürürlüğe koyarken böyle bir saiki bulunmamaktadır. Kusursuz sorumluluğu istisna olup esas olan kusur sorumluluğudur. Bu yüzden bu konu üzerinde daha özenli ve dikkatli olmak gerekmektedir. Önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetlerinden doğan zararlardan sorumluluk halinde sorumluluğun koşulları ve bu koşulların sınırlarının net şekilde belirtilmesi hususuna önem atfedilmesi gerekmektedir.[37]

 

3.İşletme Faaliyetinden Doğan Zarardan İşletmenin Maliki veya İşleteninin Sorumlu Tutulması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 71’inci maddesinin ilk fıkrasında “Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.” demek suretiyle önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetinden doğan zarar halinde kimin sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Buna göre kamu veya özel tüzel kişisi ya da gerçek kişi tarafından işletilen işletmenin işleteni yahut tehlikeli işletmeyi kendi nam ve hesabına olmak üzere işleten müteselsilen sorumlu olacaktır. [38]

Önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetlerinden doğan zararlar bakımından işletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için ancak ve ancak illiyet bağını kesen sebeplerin varlığının ispatı gerekmektedir. Bu sebepten dolayı işletenin işletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için olayda üçüncü kişinin ağır kusuru, zarar görenin ağır kusuru ya da mücbir sebep olduğu kanıtlanmalıdır.[39]

Yargıtay’ın 21’inci Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararda[40] mücbir sebebin illiyet bağını kestiğini belirtmiştir. Ancak tehlike sorumluluğunda üçüncü kişinin ağır kusuru illiyet bağını kesebilecek kabiliyete sahip değildir. Çünkü tehlike sorumluluğunun oluşması için, zararın tipik tehlikeden meydana gelmesi ve işletme faaliyetinin önemli ölçüde tehlike arz etmesi gerekmektedir. Bu yüzden üçüncü kişinin ağır kusuru hiçbir zaman illiyet bağını kesecek yeteneğe sahip olamayacaktır.[41]

 

4.Zarardan Sorumluluk Halinde TBK 71/I ve 71/IV Hükümlerinin Doğurduğu Sonuçlar

Tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk Türk Borçlar Kanunu’nun birinci kısmının ikinci ayrımında “tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” başlığı altında düzenlenmiştir. Sonuçları ise TBK’nın 71’inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrasında farklı şekillerde ele alınmıştır. Maddenin birinci fıkrasında; önemli ölçüde tehlike arz eden işletme faaliyetlerinden doğan zararlardan zarar görenlerin, zarara sebebiyet veren işletmenin işleteninin veya malikinin sorumluluğuna gidilmesi hususu kaleme alınmıştır. Dördüncü fıkrasında ise; önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin zarar veren faaliyetlerine hukuk düzenince izin verilmiş olsa dahi, zarar gören kişilerin zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.[42]

Fedakarlığın denkleştirilmesindeki müdahaleler ile tehlike sorumluluğunun içinde bulundurduğu zarar verici etkenler birbirinden farklı niteliklere sahiptir. Fedakarlığın denkleştirilmesine dayanan sorumlulukta hukuk düzenince varlığına müsaade edilen zarar verici müdahaleler bulunmaktadır. Tehlike esasına dayalı sorumlulukta ise; hayat tecrübelerine göre zarar verebilme olasılığının yüksek olma hali söz konusudur. Bu farklılıklardan dolayı tehlike yaratıcı etkenlerin bulunduğu durumlarda, bu tehlike yaratıcı etkenlerin zarar verme olasılığının olduğu bilinmektedir. Ancak gerçekleşebilecek olan zararın ne şekilde ve ne zaman ortaya çıkabileceği mümkün değildir. Diğer taraftan fedakarlığın denkleştirilmesi esasına dayalı sorumlulukta ise; üstün menfaat sahibinin müdahalelerinin istenerek ve bilinerek yürütüldüğü ve izin verilen müdahalelerin ortaya çıkaracağı zararların önceden tahmin edilebilmesi söz konusudur.[43]

Günlük yaşantıda somut olaylarla karşılaşıldığında, tehlike esasına dayalı sorumluluğun mu yoksa fedakarlığın denkleştirilmesine dayalı sorumluluğun mu uygulama alanı bulacağı husususun tespiti çok karmaşıktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus; bir müdahale ya da fiil karşısında zarar gören kişinin bu zarara karşı bir savunma imkanının bulunup bulunmadığı ile alakalıdır. Yani, tehlike sorumluluğunda zarara sebebiyet veren müdahale veya fiille karşılaşan zarar gören kişinin, tehlikenin kaynağını oluşturan faaliyetin işletilmesine, yürütülmesine karşı herhangi bir savunma imkanının bulunmaması gerekmektedir. Burada zarar gören kişiden, zarardan kendini savunma imkanı hukuk düzeni tarafından elinden alınmamıştır. Ancak zarara uğrayan kişinin bu zarardan kendini savunma imkanı fiilen mümkün değildir. Fedakarlığın denkleştirilmesine dayanan sorumlulukta ise, zararı ortaya çıkaran fiil ya da müdahaleye karşı zarar gören kişinin bu müdahalelere karşı savunma imkanı hukuk düzenince elinden alınmaktadır.[44]

 

SONUÇ

 

Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesinin sonucu olarak ekonomik açıdan zayıf bulunan zarar gören tarafların, bu gelişmenin sonuçlarına katlanması istenmemektedir. Tam tersine tehlikeli faaliyetlerde bulunup bunlardan yararlananlar, sebep oldukları bu zararları tamamen karşılamalıdırlar. Gerçekten de teknolojinin her açıdan kullanılması ile zarara uğrayanlar zayıf olan kimselerdir. Bu yüzden zararlara kusurları ile katılmasalar da tehlikeli faaliyetlerden yararlanan kimseler bu zararları karşılamalıdırlar. Kaldı ki sosyal düşünceye de uygun olan görüş budur. İşte bunlardan dolayı her daim gelişim içinde olan hukuk tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk halini ortaya çıkarmıştır.

Tehlike sorumluluğu hukukumuzda en ağır sorumluluk halidir. Bu sorumluluğun genel nitelikli olarak düzenlenmediği takdirde bir çok sorun ortaya çıkmaktadır. Çünkü tehlike sorumluluğu özel kanunlar aracılığı ile düzenlendiği takdirde özel kanunlarda düzenlenmeyen hallerde bir zarar meydana geldiği takdirde tazmin sorunu ortaya çıktığından dolayı ciddi mağduriyetler meydana gelmektedir. Hukukumuza, geç de olsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile yerini almış olan genel nitelikli tehlike sorumluluğu bahsedilen mağduriyetlere de set çekmiştir.

Tehlike sorumluluğu en ağır kusursuz sorumluluk hali olduğundan dolayı bu sorumluluğa istisnai hallerde başvurmak gerekmektedir. Bu sorumluluğun ortaya çıkabilmesi için önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme faaliyetinin yürütülmesi esnasında, bu işletmenin faaliyetinin atipik olmayan tehlikesinden bir zarar meydana gelmesi gerekmektedir. Sadece bu sorumluluktan kurtulma illiyet bağının kesilmesi halinde söz konusu olabilecektir.

TBK’nın 71’inci maddesi ile sadece tehlike sorumluluğu düzenlenmemiştir. Ayrıca fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine dayanan sorumluluk hali de düzenlenmiştir. Ancak somut olaylar dahilinde tehlike sorumluluğu mu yoksa fedakarlığın denkleştirilmesine dayalı sorumluluğun uygulanacağı konusunda karmaşıklık çıkmaktadır. Bu durum zarar görenin kendini savunabilmesi halini hukuk düzenince elinden alıp almadığı ile alakalıdır.

 

KAYNAKÇA

 

AKKAYAN YILDIRIM, Ayça; İÜHFM, C. LXX, S. 1, 2012, s. 211.

ATAMER, Yeşim; Revize Edilmiş Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’na İlişkin Değerlendirme ve Teklifler, Hukuki Perspektifler Dergisi, S. 6, 2006, s. 22

EREN, Fikret; Borçlar Hukuku ve İş Hukuku Açısından İşverenin İş Kazası Meslek Hastalığından Doğan Sorumluluğu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1974, s. 124

ERİŞGİN, Nuri, Türk Borçlar Kanunu Madde 71: Genel Tehlike Sorumluluğu, Vedat

Kitapçılık, İstanbul, 2013, s. 74

GÜRSOY, Kemal Tahir, İşverenin Sorumluluğu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1974, C. 31, S. 1-4, s. 196

İMRE, Zahit; Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1949, s. 66

İMRE, Zahit; Hukuki Mesuliyet Esası Üzerine Düşünceler, İUHFM, 197/1981, s.403

İŞGÜZAR, Hasan; Türk Sorumluluk Hukukuna Göre, Sivil Hava Aracı İşletenin Akit Dışı Sorumluluğu, Ankara, 1989, s. 19

KANETİ, Selim; Haksız Fiillerde Hukuka Aykırılık Unsuru, 1964, s. 5-6

KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku, Beta Basım, İstanbul, 1995, s .469

KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 16. Bası, 2012, Ankara, s. 313

KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Sorumluluk Hukuku, Sözleşme Dışı Sorumluluk, C. 1, Ankara, 2002, s. 2

KILIÇOĞLU, Ahmet M.;Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, 7. Bası,Ankara, 2006, s. 222

KOÇHİSARLIOĞLU/ERİŞGİN, Yeni Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Haksız Fiiller, İstanbul 2010, s. 1264

KORKUSUZ, Refik; Hukukumuzda Tehlike Sorumluluğu Uygulaması ve Yeni Borçlar Kanunu Tasarısında Düzenlenmesi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, Ankara, s. 203.

NOMER, Haluk; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 10, İstanbul, 2011, s.  114

OĞUZMAN, Kemal; Medeni Hukuk , İstanbul, 2011, s. 82

ORAL, Tuğçe; TÜRK BORÇLAR KANUNU’NUN 71. MADDESİ ÇERÇEVESİNDE İŞVERENİN İŞ KAZASINDAN VE MESLEK HASTALIĞINDAN DOĞAN TEHLİKE SORUMLULUĞU, TAAD, S: 17, 2014, s. 291

REİSSOĞLU, Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2006, s. 155

SANLI, Kerem Cem; Kusursuz Sorumluluk Halleri, Türk Borçlar Kanunu Sempozyumu, XII Levha, s.79

TANDOĞAN, Haluk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara, 1981, s.26

ULUSAN, İlhan; Medeni Hukukta Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı, İstanbul, 1977, s. 56-59

ULUSAN, İlhan; Tehlike Sorumluluğu Üstüne, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1970, S. 6, s. 23

ÜÇIŞIK, Güzin; Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural İle Düzenlenmesi, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, s.131

YILMAZ, Süleyman; Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluklarına İlişkin Yeni Hükümler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 59,  2010, s. 572

[1] ULUSAN, İlhan; Tehlike Sorumluluğu Üstüne, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1970, S. 6, s. 23

[2] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Sorumluluk Hukuku, Sözleşme Dışı Sorumluluk, C. 1, Ankara, 2002, s. 2

[3] KILIÇOĞLU, Ahmet M.;Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, B. 7,Ankara, 2006, s. 222

[4] REİSSOĞLU, Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2006, s. 155

[5] KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku, Beta Basım, İstanbul, 1995, s .455-466

[6] İMRE, Zahit; Hukuki Mesuliyet Esası Üzerine Düşünceler, İUHFM, 197/1981, s.403

[7] KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku, Beta Basım, İstanbul, 1995, s .469. “Tehlike sayılan faaliyetle, zarar arasında sırf bir illiyet bağının varlığı tehlike sorumluluğunun yeter ayırıcı bir ölçüsü değildir. Zararın ilgilinin sorumluluk alanına girmesi, onun tehlikenin kaynağına hakimiyeti ve tehlikenin özelliği gibi unsurlar aranır… Bu bakımdan haksız fiiller dışında zarar verici olaylardan sorumluluğu…” nitelendirilmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz.: KANETİ, Selim; Haksız Fiillerde Hukuka Aykırılık Unsuru, 1964, s. 5-6

[8] ULUSAN, İlhan; Tehlike Sorumluluğu Üstüne, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1970, S. 6, s.40

[9] Fransız Karayolları Trafik Kanunu (Code rural), md. L122-1

[10] 13 haziran 2006 tarihli 2006-686 sayılı Fransız Nükleer Alanda Güvenlik Kanunu, md. 1

[11] ÜÇIŞIK, Güzin; Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural İle Düzenlenmesi, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, s.131

[12] İsviçre Nükleer Alandaki Sorumluluk Kanunu 18 Mart 1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanuna göre; nükleer santral tesisi işleten ve nükleer madde nakleden kişiler doğan zararlardan sorumludurlar. Kanunun 3’üncü maddesine göre işletenin sorumluluğu, sınırsız sorumluluktur.

[13] 19 aralık 1958 tarihinde yürürlüğe giren İsviçre Karayolları Trafik Kanunu 58’inci maddesinde; motorlu taşıt işletenin sorumluğunu düzenlemiştir. İlgili hükme göre işletenin trafik kazasına karışması sonucunda bir kişinin yaralanmasına ya da ölmesine sebebiyet vermesi halinde zararın tazmini ile sorumludur.

[14] ÜÇIŞIK, Güzin; Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural İle Düzenlenmesi, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, s.129

[15] İbid, s. 132-133

[16] 09/08/1983 kabul tarihli, 11/08/1983 yayım tarihli 2872 sayılı Çevre Kanunu

[17] 13/10/1983 kabul tarihli, 18/10/1983 yayım tarihli 2918 Karayolları Trafik Kanunu

[18] 3634 sayılı, 07/06/1939 kabul tarihli, 16/06/1939 yayım tarihli, Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu, m. 62

[19] 6491 sayılı, 30/05/2013 kabul tarihli, 11/06/2013 yayım tarihli, Türk Petrol Kanunu, md. 22

[20] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, B. 16, 2012, Ankara, s. 313

[21] İŞGÜZAR, Hasan; Türk Sorumluluk Hukukuna Göre, Sivil Hava Aracı İşletenin Akit Dışı Sorumluluğu, Ankara, 1989, s. 19

[22] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, B. 16, 2012, Ankara, s. 360

[23] OĞUZMAN, Kemal; Medeni Hukuk , İstanbul, 2011, s. 82

[24] NOMER, Haluk; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 10, İstanbul, 2011, s.  114

[25] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, B. 16, 2012, Ankara, s. 359

[26] Tasarı gerekçesi ve maddesi için bkz. TBKT, T.C. Adalet Bakanlığı, Ankara, 2008, m. 70

[27] EREN, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 10, İstanbul, 2008, s.458

[28] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 16. Bası, 2012, Ankara, s. 360. Aynı yönde KORKUSUZ, Refik; Hukukumuzda Tehlike Sorumluluğu Uygulaması ve Yeni Borçlar Kanunu Tasarısında Düzenlenmesi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, Ankara, s. 203. Karş. KOÇHİSARLIOĞLU/ERİŞGİN, Yeni Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Haksız Fiiller, İstanbul 2010, s. 1264

[29] ATAMER, Yeşim; Revize Edilmiş Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’na İlişkin Değerlendirme ve Teklifler, Hukuki Perspektifler Dergisi, S. 6, 2006, s. 22

[30] ERİŞGİN, Nuri, Türk Borçlar Kanunu Madde 71: Genel Tehlike Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2013, s. 74

[31] GÜRSOY, Kemal Tahir; İşverenin Sorumluluğu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1974, C. 31, S. 1-4, s. 196

[32] SANLI, Kerem Cem; Kusursuz Sorumluluk Halleri, Türk Borçlar Kanunu Sempozyumu, XII Levha, s.79

[33] TANDOĞAN, Haluk; Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara, 1981, s.26

[34]“ Bir fabrikada silah yedek parçaları üretimi yapılıyor, bu yedek parçalar birleştirilerek ikinci fabrikada silah montajı yapılıyor; silahlar piyasaya sürülmeden önce bir başka işletmede deneme atışlarına tabi tutulduktan sonra ambalajlanıp satılmak üzere dağıtıcılara veriliyorsa, yedek parça üretimi yapan işletmenin(fabrikanın) faaliyeti tehlike arz etmediği; ikinci fabrikada montaj işleri önemli tehlike arz etmediği için BK.md.71 hükmü uygulanabilir. Buna karşılık silahların deneme atışlarına tabi tutulduğu işletmede önemli ölçüde tehlikeli bir faaliyet söz konusu olduğu için BK.md.71 deki kusursuz sorumluluk gündeme gelebilir.” şeklinde bir örnek verilmiştir. Bkz. KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, B. 16, 2012, Ankara, s. 362

[35] KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, B. 16, 2012, Ankara, s. 362

[36] AKKAYAN YILDIRIM, İÜHFM, C. LXX, S. 1, 2012, s. 210

[37] AKKAYAN YILDIRIM, İÜHFM, C. LXX, S. 1, 2012, s. 211. Aynı yönde bknz. KILIÇOĞLU, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 16. Bası, 2012, Ankara, s. 360

[38] İbid, s. 211

[39] ORAL, Tuğçe; TÜRK BORÇLAR KANUNU’NUN 71. MADDESİ ÇERÇEVESİNDE İŞVERENİN İŞ KAZASINDAN VE MESLEK HASTALIĞINDAN DOĞAN TEHLİKE SORUMLULUĞU, TAAD, S: 17, 2014, s. 291

[40] “17.8.1999’da meydana gelen “Deprem” sonucunda oluşan ş kazası sonrasında, işverenin “tehlike sorumluluğu” kapsamında sorumlu tutulacağı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de bu sonuç temel hukuk sistemi prensiplerine ve yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına uygun değildir.

…Tehlike sorumluluğu, bir sonuç sorumluluğu da değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgü bir tehlikeden doğmamış, yani araya giren başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir…” Y. 21. HD., T. 3.10.2002, E. 2002/7848, K. 2002/8013.

[41] EREN, Fikret; Borçlar Hukuku ve İş Hukuku Açısından İşverenin İş Kazası Meslek Hastalığından Doğan Sorumluluğu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1974, s. 124

[42] YILMAZ, Süleyman; Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluklarına İlişkin Yeni Hükümler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 59,  2010, s. 572

[43]ULUSAN, İlhan; Medeni Hukukta Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı, İstanbul, 1977, s. 56-59

[44] İMRE, Zahit; Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1949, s. 66